03 Kasım 2009 Salı

İyi insan aranıyor!


Hiç Bağdat Caddesi'nde kaç temizlikçinin istihdam edildiğini düşündünüz mü?

Cevap; her sabah iki trafik ışığı arası 3 tane ezecek kadar!


Peki ara sokaklarda kaldırımların neden genişletildiğini düşündünüz mü?

Cevap; park için ücret ödeyecek fazla bir arabadan elde edilecek marjinal gelir.


Arkasından araba geldiğini duya, göre & bile bile yolun ortasından yürümeye devam eden yay insanın amacı nedir?

Cevap; protesto & kendi çapında arabalı kişiye karşı uygulanan eylem düşüncesi.


Günümüzün ağır koşullarında bile insanların yapmaktan asla geri kalmadığı tek şey nedir biliyor musunuz?

Cevap; seks. Ayrıca bütün kadınlar standart, koşul, imkan & para gözetmeksizin her seferinde hamile kalmak istiyor.


Bihter & Behlül artık sevişmeyecek, neden?

Cevap; sanırım her başarılı kadının arkasında ona yasaklar koyan başarılı bir erkek olmasından.


29 Ekim 2009 Perşembe

Kadın - Adam = Zaman

- Ben senle ilk tanıştığımda, 30larına merdiven dayamış genç bir kadındım,dedi kadın, karşısında oturan adamın gözlerini yakalamaya çalışırken. Adam başı öne eğik sus kesilmiş duruyordu kıpırdamadan. Kadın onu baştan aşağı süzdü. Geçen bunca zaman esmer saçlarına dökülen her bir beyazda ışıldıyordu. Nispet mi vardı? Zaman bunca zaman ayrı koyduğu iki insandan beyaz saç tellerinde yanıp sönen minik ışıltılarda gülüyor muydu hallerine..
Kadının biten sözleri, adamın yere dikilmiş gözleri. Arada hala akıp giden zaman. Adamın dudaklarına, mimiklerine, göz pınarlarına dolan çizgiler, silüetine yerleşen hafif kilosu fakat aynı tavırları ve o kokusu.. Her nefeste azıcık rüzgarla hareketlenen yasemin kokusu gibi kadının burnundan, içi anılarla yanan kalbine dokunup, alevlerini gözyaşlarıyla söndürmeye çalışır gibi her nefesin o kokuyla gözyaşına dönüşmesi.. Sanki hiç birşey değişmemiş gibi zamanın beyaz saç tellerinde ışıldayan zaferine, kadının gözyaşlarında hayat bulan başka bir pırıltıyla bitmeyen aşkın meydan okuması.
- Şimdi 50 oldum be Memet. Sen o kadını da onun hayallerini de alıp gittin. Şimdi kimi sormaya nere geldin? Yokum ben evde artık Memet! Yok! Sen o kadını hayallerinin ortasında kendi başına bırakıp gittin! Oysa o hayallerini bile sana teslim edecek kadar sevdi seni, güvendi sana.., diye kısılarak kayboldu kadının sesi gözyaşlarının kestiği nefesinde. Adam düğümlemiş gibi üst üste attığı bacaklarını, kavuşmuş elleri içinde birbirine geçmiş parmaklarını, bir tanesini koltuğun kolluğuna dayadığı dirseğini kıpırdatamadı bile. Gitmek istedi gidemedi, kalmak istedi ama kalmak için de çok geçti zaten. İki kelime etmek istese, sözleri artık sadece kendisine bile birşey ifade etmiyordu. Ağzını açmak istedi, çok istedi. Hiç olmadı. Orada o koltuğun üzerinde sanki damarlarından kanı çekilip, başından aşağı beton dökülmüş gibi katılıp kaldı. Gücü mü tükendi, anlayamadı mı hala, utandı mı yoksa? Ne adam bildi kendini, ne kadın bildi adamı. Zaman karşılıklı duran iki berjer arasında aktı acımasızca, aşk direndi zamana, adama. Ve iki insan koca bir aşkla kaybolup gitti hayatta. Hayat kendi kalabalığı içinde ne onların kayboluşunu ne zamanın geçişini görmedi bile.. Büyük makamlara itiraz edilemezcesine hayat dimdik durdu, bu dosyanın kapağındaki ilk itiraz dilekçesine şöyle bir göz gezidrerek sadece “ Sıradaki” demekle yetindi.

26 Ekim 2009 Pazartesi

Yazlıktaki "O" çocuk..

Hatırlar mısın yazlıkta bir çocuk vardı her yaz yolunu beklerdin görmek için.. O bisikletine binerdi, sen ona bakarken bisikletten düşerdin. İskeleden sırayla artistik atlayışlar yaparlardı. İlgisini çekmenin tek yolunun "iyi balık atlamak" olduğunu sanardın. Balık atlarken ayağın kayıp iskelenin tahtalarını öperken, "O" ıslak saçlarını havalı havalı savurarak merdivenlerden çıkardı. Akşam olup duş-yemek ritüelleri sonrasında deniz kenarındaki banklarda toplaşıp lak lak ederken "nerde" diye gözlerin onu keser dururdu. O ise mutlaka tipsiz bir Pelin'le kanka olurdu. Pelin onun bütün sırlarını bilirdi. Kanka takılırlardı ama Pelin içten içe aşıktı ona! Pelin sinsice aşk yolunu yaparken ara ara seni süzerdi, gidip yüzünün ortasına bir şaplak indirmek gelse bile içinden kenarında oturup tırnaklarını yerdin! "Pelin sana aşık sen de aptal gibi onu arkadaşın sanıp donuna kadar anlatıyorsun" diye haykırmamak için saniyede beş balon yapıp patlardın cikleti! Ona uzaktan bakıp ağzının sularıyla uğraşırken yanından gelip geçen "Yazlıktaki diğer "O" çocuğu hiç göremezdin. Oysa o rontgenini çekerdi.. Yaz bitip okula döndüğünde dövünüp dururdun kelimelerle kifayet bulamayan hislerine. "Neden söyleyemedim"lerin tek cevabı "Pelin" olurdu her seferinde. Pelin aranıza girmişti & sen hayatının aşkını kaçırmıştın 15inde!!
Şimdi yazlıktaki "O" çocuktan sana birkaç haberim var!?
O ışıltılı bakışlarına akşamları attığı 2 tek rakının kan damarları yerleşmiş.
Sudan çıkıp azgın köpek gibi bir sağa bir sola aşifte kız gibi savurduğu saçları dökülmüş, topiksiz sokağa çıkamıyormuş.
Sigaradan parlak beyaz dişleri sararmış, gülünce geceleri aydınlatmıyormuş.
Masabaşı bir işte çalışıyormuş, bisikletiyle patinaj çeken o diri kalçaların yerini yağ bağlamış. Bildiğin koca göbekli bir adam olmuş!
Eğer hala istiyorsan seninle bir akşam yemeği yemek için can atıyormuş.
Pelin'e gelince,
Pelin bankacı olmuş her akıllı kız gibi. Ama evde kalmış! Gençliğinde dimdik duran o koca memeleri göbeğine inince, o da memeyle beraber mevkii değiştirmiş. Yazlıktaki "O" çocuğun kankalığından herkesin akıl hocasına dönüşmüş!
He birde kalın çerçeveli gözlüklü, topaç, esmer bir çocuk vardı ya! Hani bisikletinin frenleri ötünce tamir eden, ne zaman yazlıktaki "O" çocuktan bahsetsen yere bakan, nereye kafanı çevirsen göz göze geldiğin aynı hızla kafanı çevirdiğin.. Şimdilerde okumuş, koca adam olmuş. Boyu uzamış, bisikleti hobi edinmiş ödül bile almış ama hızlı ulaşım için corvetini tercih ediyormuş! Onu gören herkes "estetik ameliyat oldu" dese bile zaman onun lehine çalışmış.. Bir bakan bir daha bakıyormuş. Tanıdık tanımadık kim varsa 5dk. kahve içmek için sırada bekliyormuş. Sana gelince "Seni" çoktan unutmuş. Onun için yazlıktaki "O" kız sendin ya.. "Evet" diyormuş, "çocukken en sevdiğim şey bisiklete binmekti, ben sudan korkardım".. Anlayacağın hala istersen yazlıktaki "O" koca göbekli çocukla hala bir şansın var! Yıldızın sadece onda parlıyormuş...

PS: lütfen "Pelin"ler & "Bankacı"lar üzerlerine alınmasınlar. Benim hikayemde isimler & meslekler gerçek olarak kullanıldı. Kusura bakmayın!



Picture is from "http://images.google.com.tr/imgres?imgurl=http://www.insidesocal.com/outinhollywood/,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,brody28.jpg&imgrefurl=http://www.insidesocal.com/outinhollywood/2008/11/&usg=__a44e3XunvGF8gdAjQqg1ROYzVZI=&h=473&w=293&sz=39&hl=tr&start=16&um=1&tbnid=nRUNHxsjXpzUtM:&tbnh=129&tbnw=80&prev=/images%3Fq%3Dhandsome%2Bsurfing%2Bboy%26hl%3Dtr%26um%3D1


Picture is from "http://images.google.com.tr/imgres?imgurl=http://images.inmagine.com/img/idreamstock/idds107/koka1002.jpg&imgrefurl=http://www.inmagine.com/idds107/koka1002-photo&usg=__PbmS0gg750uNbyutDyGidNi2f3s=&h=400&w=283&sz=47&hl=tr&start=8&um=1&tbnid=UQiZ5jrPYYqSqM:&tbnh=124&tbnw=88&prev=/images%3Fq%3Dhandsome%2Bsurfing%2Bman%26hl%3Dtr%26um%3D1"

23 Ekim 2009 Cuma

Bugün mü?


Cuma işte!

Arabam soyulup, camı kırılıp, bilgisayarım & tüm geçmişim çalındığından beri, arada birkaç adet gülüp eğlensem bile tshımın 13-17 gibi üst limitleri aşarak, beyinsel & hayati fonksiyonlarımın durmak üzere olduğunu öğrenip, 10 tahlil, 5 doktor, her sabah hastane, sürekli başdönmesi, panik atak geçirdiğimden, kendimce kafamda hesaplaşıp artık bir tomar taşı kalkmamak üzere gerçekten yerine oturttuğumdan beri tam 2 hafta sonra bugün mü işte yine Cuma!

Sevgili hırsızıma Allah seni bildiği gibi etsin, maddi değil sadece manevi çünkü sen benim 29 yıllık geçmişimi yedin, diye seslenmekten başka şansım yok. Ordan burdan fotoğrafları toplasam bile ipodum çöp oldu içindeki 900 şarkı ne yazık ki bilgisayarımla gitti. Yazılarımın hepsi kayıp! Yarın öbür gün birisi çıksa kitap yapsa köşe olur! Boyu devrilsin:) Ayrıca yaşadığım şokla & düşündükçe beni sürekli kendini sorgulamaya iten aptallığımla geçirdiğim bunca gün.. Cuma işte!

Anneannem & dedemin tonlarca fotoğrafını çekmem gerekiyor.

Bir sürü oyun var görmek istediğim ama bilet bulmak gerçekten zor!

Opera hayranlığım bu yıl 2 katına çıkan bilet fiyatları yüzünden sekteye uğramış durumda.

Yapmam gereken işlerin en başında örmeye başladığım süeteri bitirmek var!

Sanırım 4-5 aydır aynı kitabı okumaya çalışıyorum! Henüz varamadığım "GÖÇ" bölümünün kitaba 2 defa basıldığını üstelik ilkinin yaprakları ters olarak basıldığını daha yeni keşfediyorum. Korsan değil, D&R'dan alındı ama yapraklar ters kitabı ters çevirip okumalı!

Hala hepsini kaybetmeden sağlımı bir ucundan yakaladığım için mutluyum.

Yapmak istediklerimi bulduğum & karar verdiğim için hırsıza, 30 yaşa & tavan yapan tshıma teşekkür borçluyum.

Her sabah üşenmeden bana kahvaltı hazırladığı & ona arkadaşlık ettiğim için "iyi ki beni büyüttüğüne hergün sevinen" anneanneme de ayrıca teşekkür etmeliyim.

50sinden sonra hayat görüşü değişen & içindeki o müthiş kadının dışarı çıkmasına izin veren annemi daha çok mutlu görmeyi istiyorum.

Daha bir sürü şey görmek istiyorum & bugün Cuma işte bir sürü şeyin üstesinden geldikten sonra yine Cuma!

Bu arada haftaiçi ellerinde köpekleri ortalığın ıssızlığının tadını çıkaran, haftasonu ortalığa çıkmaktan pek haz etmeyenleri anlamış olmanın verdiği tuhaf sevinçten de memnuniyet duyuyorum..

PS: Pişmaniye nasıl lezzetli bişidir kimse bilmez;)


22 Ekim 2009 Perşembe

KRAVAT


Hırvat askerler takarmış kravat. Aslında atkı takarlarmış eşlerinin, annelerinin onlara hatıra olarak verdiği atkılar... Baktıkça yuvalarını, dişi kuşlarını anımsarlar, kendilerini ev sıcaklığında bir yerde hissederlermiş. Aslında kravat kadına ait birşeymiş. Çünkü erkeğin aklına gelmez öyle şık olsun askere de giderken üniformamın üzerine şu kravatı takayım havam olsun demez. Kesin anası, karısı bağlar boynuna bişi.. Adam gibi görünsün diye. Oysa bende hep o aynı hissi uyandırır kravat bir zorunluluk!
Kravat takan adam boşanmaya giden adam gibi gelir gözüme, haciz memuru gibi & çok da sıkıcı gelir. Avrupai gelmez hiç... Rahat görünmüyor adam kravatla gözüme. Gıdısını, boynunu gömlekle, kravatla sıkmış, yakanın üzerine bırakmış biriken eti! İğrenç! Hatta tiksindirici! Ferah görünümlü olmalı insan. Temiz görünmeli, şık & göz alıcı. Tektip değil!
Kılık aynı olunca birbirinden iyice ayırt edilmez oluyorlar. Hepsi takım elbise, kravat, kadirizm ayakkabı. Oysa haftasonu çık bakalım dışarı ancak kahvede görürsün böyle saçma sapan renklerden ceketi, pantolonu, içinde yelek, üstüne kravat.. Abuk sabuk ne renk varsa hepsi üst üste.. Öyle her kravatı, takımı çekmişine de "adam" denmez ki. Dedirtiyor işte bu kravat. Takanı " aa ne beyfendi" deyip karşına oturtturuyor. Oysa ben bir sürü kravatlı yalancı, dolandırıcı adam biliyorum. O kötü kimliği hepsi de böyle kapatıyor! Bir nevi kara çarşaf gibi... Mesela yolda çarşaflı birini görünce, "biri" diyorum çünkü içinden ne çıkacak allah bilir! Tüfekli bir adam, bıçaklı katil, canlı bomba hepsi çok da güzel saklanır çarşaf içinde..
Namusun, şeref & inancın simgesi olduya bu örtüler, kravatla takım elbise de öyle birşey.. Beyefendiğiliğin simgesi. Ben o beyefendileri bir de çantaları ellerinde gördüm mü "Eyvah nafaka vermemek için ne patiler çekecek acaba mahkemede!" veya "Haciz memuru gidiyor, borca karşılık donunu bile alacak adamların.." diyebiliyorum en fazla.
Seviyorum şimdilerde değişen erkek giyim tarzını.. Hala haftasonları şehir hayatına terlikle takılanlara kılım ama değişmeyi istemeleri bile hoş.. Sürüden ayrılmak istiyorlar onlarda. Farkındalar içinde oldukları kalıpların. Oysa kalabalık & aynılık içinden sıyrılıp benliklerini diğerlerinden farklılıklarını ortaya koymaya can atıyorlar. Mor kazak giymiş adama önce burun kıvırsam da takdir ediyorum medeni cesaretini.. Bazen kendimde bile bulamadığım bir cesaret o. Mesela domuz gribi yüzünden yolda maske takıp gezesim var. Korkuyorum ama hala cengaver gibi ağız burun açık takılıyorum. Oysa 3-5 kişi görsem gerçekten maske takacağım. Sağlık için bile gösteremediğim medeni cesareti adam kendini kalabalıktan sıyırmak için gösteriyor.
Kimisi seviyor belki onları da sürüye katıp yakmayayım diyorum. Ama artistik adamlar bunlar. Mesela benim dedem sanırım 3000 yaşında hala kravatsız tuvalete gitmez. Fötr şapkasız hayata takıldığını görmedim. Muhtemelen kafadaki o keli de şapkadan yaptı! Ama köstekli saati vardı! Yemez içmez en kıymetlisini alır takar hala! Yüzükleri vardır mesela.. Anneannemin parmağında görse alır takar o kadar meraklıdır yüzük takmaya. Hemde yüzük deyip geçme gözüne girecek cinsten. Ayrıcalıklı yani.. Onun kravatı gözümü rahatsız etmez üstelik öyle de sıkıcı bir kravat zevki varken. Babam da kravat tayfasıydı. Fakat moda ikonu gibi! Özene bezene seçerdi tek tek.. Kravat, ceket, pantolon, çorap, kemer, çanta, palto, atkı.. Hiç de sevmezdi hala da sevmez ama der ki "Yapacaksan iyisini yap ki fark edilsin". Arada sırıtmaktan bahsediyor. Arada kaybolmaktan değil.
Öyle ruhsuz geliyor işte bana, kayıplara karıştı dedirtiyor. Tepeye kadar ilikli gömlek değil, rengi tenine, yakası dikişi omzuna oturmuş tercihleri seviyorum. Keza ceketi de pantolonu da öyle olsun.. Takmasın kravatı canımı yesin.
Hele o kadirizm ayakkabılar! Yarabbi nerden buluyorsunuz onları.. Hay o sivri burunlar, küt burunlar, o saçma sapan birşeye benzemeyen ama hepinizin ayağınıza geçirdiği o burunlar gibi burunları olsun o tasarımcıların! Kadirist misiniz? Bu mudur hayata bakışınız, dünya görüşünüz.. Hiç modern bir tesiri yok çok üzgünüm! O kadar kötüler ki! Adam fi tarihinde giymez o ayakabıyı öyle diyim! Dost başa düşman ayağa bakarmış! Düşmansınız tabi ki ilk bakışta.. Ayağına giyeceksin gondola çevirdğin, topukları yenmiş, kalıpsızlıktan büzüm büzüm büzülmüş ayakkabıyı, ben de geçip "Ayyy hayranım" mı diyeceğim! Nası ya! Nası delik çorap giymiyorsan, hömücüğe dönmüş ayakkabı da giymeyeceksin evet! Onun içinden nası bir ayak çıkacak diye düşünürüm ben on gün! Allahım ya kokuşuk, her yerini kıl basmış, tırnakları eğri büğrü, topukları zımpara gibi bir ayak çıkarsa içinden! Çünkü başka nasıl bir ayak o ayakkabıyı o hale getirebilir ki!
Kız ayağı çıksın demiyorum, pedikürden bile söz etmedim sadece sıradan olma, fark yarat diyorum. Böylece kalabalık & tonlarca aynı şey içinde seçilme imkanın olsun. Tıpkı balıkçı teknesine yığılmış onlarca hamsi gibi.. Bir hamsiyi ötekinden ne ayırabilir ki devrik, süzük bakması mı? Hayır ötekilerden daha çok balık yiyip irileşmiş olan yapısı! Şişko ol da demiyorum sadece sıradan olma..
Kravatta hiç takma çünkü kim olduğunu anlamıyorum.

21 Ekim 2009 Çarşamba

Hikayesiz..
















19 Ekim 2009 Pazartesi

Benzin

Ne kadar oldu birbirimizin yüzlerine bakmayalı
Ne kadar oldu durdu hayat tam burda
Deklanşöre basmayalı kaç zaman oldu
Ne zamandı flickrda paylaşıyorduk fotoğraflarımızı
Kimbilir facebook da daha neler yenilendi
Hani açsak bile kullanamayız belki
Peki ya son ne zaman girdin youtubeA
Myspacede profilini güncelleyeli kaç mevsim geçti
Hiç girdin mi kariyernete browserın yenibirden geçti mi
Hergün kaç email forward ettin
Mailboxına son ne zaman geldi anlamlı bir mesaj
Yok ama artık anlamlı birşey atacaksak
Sms var unuttum!
Ben kredi kartıyla benzin alıyordum
Kampanyaları sana soruyordum
Hediye kontorlerimle inan hep seni arıyordum.